12 Mart 2013 Salı

filiz

Bembeyaz bir yelken,
Ufukta, el sallıyorken sakince,
Üç, beş martı havalandı tepesinden...
Bir patlama sesi geldi, hemen ardından...
Ufaktan dumanlar gözüküyordu,
Kırmızıya çalan gökyüzüne doğru...
Alevlendi yelkenler, ateşten gömlekler gibi,
Sardı, ağır ağır batan geminin gövdesini...
Tam o esnada, kargaşa başladı,
Ayağımın altındaki güvertede...
Islık sesleri yükseldi aniden...
Ayağımın altından çekildi döşeme,
Sendeledim, oturdum yanımdaki koltuğa...
Elimdeki gazete tutuşmuştu...
Salladım söndürdüm gazeteyi,
Uçuşan, ucu kızıl küllerini savurarak...
Şaşkındım elimdeki çakmağa bakarken...
Soramadım kendime niye diye...
Çakmağı fırlattığımda karşı duvara,
Çatlamaya başladı arka duvar da...
Kırıldı yapboz bir tablonun parçaları gibi,
Dökülmeye başladı koltuğumun diğer ucuna...
Sanki biri tutup çekti beni koltuktan uzağa,
Duvarın koltuğu gömdüğü anda...
Vahşi bir kedi karşımdaydı,
Duvarın olduğu yerden, hırlıyordu kiniyle...
Duvarı yıktığım için kızgındı sanki,
Yine de yatıştırdı kendini, ağır ağır uzaklaştı...
Ormanla karşı karşıyaydım, uçsuz, sonsuz orman...
Güneş kayboldu, hava kapandı,
Ben adımımı attığımda duvardan öte...
Yemyeşil tablo, piksel piksel döküldü, sararak...
Bir adım daha attım, dur diyebilmek için...
Patladı gökyüzü, masmavi aydınlık belirdi anlık...
Kuru dallar çatırdıyordu artık, savrula savrula...
Döne, döne... uça uça...
Aleve baktım, kudurmuş, aç alev!
Herşeyi aldı, sinirlendim tekmeledim toprağı...
Toprak savruldu her vuruşumda,
Aklımda cevapsız sorular, karşımda alev...
Benim her vuruşumda biraz daha kazındı toprak...
Ayakkabım yırtıldı, vurmaya devam ettim...
Cam kırığı denk geldi o sırada, saplandı parmağıma...
Bıraktım tekmelemeyi, feryadımla beraber yığıldım oracıkta...
Çıkardım camı, fırlatıp attım alevlere...
Akıyordu kan toprağa, usul usul, sıcak sıcak...
Durdurdum kanamayı, feda ettiğim pantalonumdan bir parçayla...
Gözlerim yaşlı, feryatlar içinde yanan ormanı izledim...
Yok oldu her saniye, ben orada bekledikçe...
Kaşınmaya başladı parmağım az sonra...
Açtım sardığım yarayı, hala kanıyordu...
Yanımdaki dala uzandım, bir ucu kor olmuş,
Usulca yanıyordu, ben izlerken koru,
Büyüyüp küçülüyordu kızıllar,
Rüzgarın esişiyle dalgalanıyordu ucunda...
Kırdım sağlam kalan yanını, sopanın, dişlerimin arasına koydum...
Bastırdım koru, yaramın üstüne,
Aman tanrım nasıl bir acıydı o, gözlerim boşandı,
Dişlerim saplandı ağzımdaki tahtaya...
Fırlattım attım sopayı tekrar alevlerin arasına...
Toprak dönmeye başladı, çekildim aşağıya...
Hava karardı aniden, hissizleştim...
Gözlerim karanlık ama ışıl ışıl bir yerde açıldı tekrar...
Kapkaranlık ama ateşten nehirlerle dolu bir dünya...
Ağ gibi her yeri kaplamışlar... Akıyorlar, fışkırıyorlar, dökülüyorlar...
Ahenkle dans eden ateş, kor ve lavlar... Binbir çeşit ateş rengi...
Mavi, yeşil, sarı, kırmızı, hatta mor! Beyaz var aralarda...
Ne güzel bir dünya... Alevden bir aslan geçti, ufuktan,
Aniden durdu sanki beni görüp, selam verir gibi boynunu eğerek...
Devam etti yoluna... Peşi sıra kuşlar gördüm alevden,
Anka kuşuydu belki de, gördüğüm o muhteşem kuyruklu olan...
Yavrular oynaşıyordu yerde, belliydi yavru oldukları,
Ama neydi cinsleri, seçemedim uzaktan, sincap da olabilirlerdi...
Atları gördüm alevden, boynuzu tüten atlar...
Sonra uzaklarda çok uzaklarda parıltılar kaybolmaya başladı,
Bana doğru hızlandı, alevlerin sönüşleri... Birşey yutuyordu hepsini...
İyice yaklaşınca duydum gürleyen sesini...
Denizlerin, okyanusların kendisi,
Atalarımızın, bizim, diğer parçamız...
Suydu bu sefer, yok eden, selefi gibi, avını hırçınca yutan...
Ayağıma değdi zifir karanlıkta, öfkemin tam doruğunda...
Çıldırmıştım yine, yine kaybettim diye...
Az sonra diğer ayağıma değdi, o an yüzüm güldü tekrar,
Rahatlamanın hazzı ile sarhoş oldum,
Yanan parmağıma değen serin suyun hazzı...
Bıraktım yükselen suyun içine kendimi...
Daldırdım kafamı, derinlere, açtım cesaretle gözlerimi...
Gün ışığını gördüm, yüzdüm geri suyun yüzeyine...
Ufuktaki yelkenleri gördüm yine, el sallıyorlardı sanki...
Beni görmüştü sonunda, çırpınışımı duymuştu,
Çevirmişti rotasını bana doğru,
Kurtarmaya geliyordu, yeni bir şansım daha olsun diye...
Hiçliğin içinden çıkabilmem için...
Nasıl bakıyorsam, sahip olduğuma, sahip olmadığıma,
Nasıl yer değiştiriyorsa, sahip olduğum, olmadığımla,
Nasıl değişemiyorsa bakışım, fikirim; içinde bulunduğum duruma...
Tekrar denemem için hiçliği, bolluğa çevirmeyi...
Hem de tek bir bakışla, yada tek bir fikirle...
Nasıl diye sormadım, farketmeye başladım...
Umudumu üflediğimde ilerleyen yelkenler,
Yersiz ümitsizliğimle yaktığım yelkenler,
Geliyorlardı bana, güverteye çıkabileyim diye tekrar,
Yelken açabileyim diye yeni ufaklara...

Anlıyorum...