21 Nisan 2012 Cumartesi

de

Ensesinde ejdarhanın soluğu...
Yürüyordu...
Elleri cebinde...
Cebi ıslak,
Ayakkabısı gibi...
Dikmişler ikisini,
Cebiyle ayakkabısı dikilmiş!
Eli ayakkabısında...
Yürüyordu...
Yapışabilirdi asfalta,
Yapışacaktı...

Işıklara geldi,
Durdu...
En azından cebi durdu,
Ayakkabısı sallanıyordu...
Korkuluk gibi,
Kargasız tarlada...
İki nefes aldı...
Derin... Derin...
Yetmedi,
İki daha aldı
Yaktı...
Kırmızı yandı,
Süründü...
Yeşil yansaydı, kazacaktı
Mavi yansa,
Kim bilir belki de uçacaktı...
Sürünmekten sıkıldı...
Koşmalı!...
Zıpladı...
Ejderhaya çarptı...
Canı çok yandı...
Saçları da...
Canı saçları...
Canısı...
Yıldızlar kadar saçları...

Neden bu kadar... ?

Yine de koştu...
Zıplamadan...
Koştu...
Dakika bitti,
Yangın çıktı...
Ejderha üflüyordu,
Alevsiz zehir...
Komik,
Gülmek imkansız...
Ağzı kulaklarına dikili,
Burnu çenesine...
Alev topuna döndü...
Bir deniz olsaydı...
İç geçirdi...
İçi geçti, içine...
Eridi...
İstediği oldu,
Asfalta yapıştı..
Ejderha, tepesinde,
Bıraktı üflemeyi...
Sadece maviyi görüyordu,
Gökyüzü...
O hala mavi,
Ejderha hala orda...
Gökyüzünün efendisi...
Ağaçlar?
Onlar da eridi...
Kuş?
O mavi...
Bekledi...
Mavi yanmadı,
Yansaydı uçardı...
Mavi yanmaz...
Efendisi ejderha!
Mavi hiç yanmayacaktı,
En iyisi akıp gitmek...
İlerde bir lögar,
Asfalta yapışmış...
Yapışkan...
Akmalı,
Pisliğe karışmalı...
Pislik ona karıştı,
Lögarın efendisi...
Pisliğin efendisi...
Akamadı oraya da,
Akamayacaktı...
Hiç bir zaman...
Sarı yandı...
Alev alev...
Kırmızı oldu!
Sönerse siyah olur!
Sürünmeye devam etti...
Ensesinde ejdarhanın nefesi..
Çıkamadı...
Ordan,
Çıkamazdı...
Geçemezdi de...
Gidemezdi de...
de...
da...


Anlıyor musun?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder